BU HAFTANIN SORUSU (31 Ağustos - 7 Eylül 2008 )


ACDFST   ZBPSŞUHİ   VZUVYA ?

Yukarıdaki sorunun cevabı nedir.
CEVAP GÖNDER
SORU GÖNDER
GEÇEN HAFTAKİ SORUNUN CEVAP VE YORUMLARI
Web sitenizin size para kazandırmasını istiyor musunuz? Evet ise TIKLAYINIZ ve üyelik işleminizi gerçekleştiriniz. Böylece sitenizden sizde para kazanınız...

İBNİ SİNA

İsmailiye mezhebine bağlı olan babasının yönlendirmesi altında aldıysa da hiçbir zaman bu mezhebe ilgi duymadı. Baba evinin kültürlü kişilerin uğrak yeri olması, daha çocukluğunda dönemin en ünlü bilginleriyle tanışmasını sağladı. Mantıkve felsefe öğretmenlerini kısa sürede geride bıraktığı için 18 yaşına değin kendi kendini yetiştirdi. Derin bir fıkıh bilgisi edindikten sonra tıp öğrenimi gördü. Buhara sultanı Nuh bin Mansur'u başarıyla tedavi etmesinin ödülü olarak Samani sarayının zengin kütüphanesinin İbn Sina'ya açılması düşünsel gelişmesine özellikle katkıda bulundu. Yirmi bir yaşına geldiğinde medrese eğitiminin bütün dallarında uzmanlaşmış, seçkin bir hekim olarak büyük ün kazanmıştı. Bu arada devlet hizmetinde de aranan bir kişi olmuştu, bir süre saray kâtibi olarak da görev yapmıştı.

Mantık doğru düşünmenin bilimidir. Doğru düşünmenin kurallarını koyan normatif bir bilimdir.

Mantık, düşüncenin doğru ve yanlış olduğunu ortaya koymakta yardımcı bir bilimdir. İnsanın doğru düşünmesini düzenlemeye çalışır. Bunun için birçok prensipler ve çeşitli araştırma usulleri tesbit edip kanun şekline koyar.

Samani hanedanının Gazneli Mahmudkarşısında yenik düşerek dağılması İbn Sina'nın yaşamını birden bire değiştirdi. Her biri kısa süren birkaç ferahlama dönemi dışında, ömrünün sonuna değin İran çevresinde dolaştı, siyasal ve toplumsal çalkantılara tanık oldu. Bu dönemde bir yandan Türkler Orta Asya'daki İran egemenliğine son veriyor, bir yandan da İran'daki yerel hanedanlar Bağdat'taki Abbasi halifeliğinden bağımsızlaşmak için mücadele ediyorlardı. Ama İbn Sina üstün yeteneği ve düşünsel cesareti sayesinde çalışmalarını olağanüstü bir kararlılıkla sürdürmeyi başardı.

Gazneli Mahmud Gazneliler Devletinin en büyük hükümdarı, Hindistan Fatihi ve büyük İslam kahramanı. 2 Kasım 971 (H.361) tarihinde doğdu. Babası Gazneliler Devletinin kurucusu Sebük Tegin, annesi ise Zabulistan bölgesinden asil bir ailenin kızıydı.

Daha gençlik yıllarında devlet idaresinde görev almaya başladı ve babasının yanısıra katıldığı savaşlarda cesaret ve zekasıyla kendini gösterdi. Babası Sebük Tegin’in vefatı üzerine, orada bulunan küçük kardeşi İsmail, yerine geçti ise de, Su

Horasan'ın çeşitli kentlerinde dolaştıktan sonra Büveyhi emirlerinin yanına yerleşmek üzere buradan ayrıldı. Önce Rey'e, ardından Kazvin'e gitti. Ama hekimliği sürdürmesine karşın bu kentlerde ne yeterli toplumsal ve ekonomik desteği, ne de düşünsel çalışmalarını sürdürmek için gerekli huzur ve barış ortamını bulabildi. Sonunda, gene Büveyhi emirlerinden Şem-sü'd-Devle'nin yönetimindeki Hemedan'a yerleşti. Orada saray hekimi oldu, hükümdarın desteğini kazanarak iki kez vezirliğe atandı ve yoğun bir çalışma dönemine girdi.

İbn Sina'nın Hemedan'da yazmaya başladığı Kitabü'ş-Şifa bir olasılıkla tarih boyunca bu türde tek kişi tarafından kaleme alınmış en kapsamlı çalışmadır.

Horasan İran'ın doğusunda ve kuzeydoğusunda yer alan bölgeye verilen isim. Farsça bir kelime olan Horasan "Güneşin yükseldiği yer" anlamına gelir. Sasaniler zamanında ülkenin kuzeydoğuna bu isim verildi.

Geometri, astronomi, matematik, müzik, metafizik konularının işlendiği kitapta yalnızca ahlak ve siyaset sorunları ele alınmaz. Yapıtta, ona esin kaynağı olan Aristoteles'in yanı sıra öteki Eski Yunan akımları ile Yeni-Platonculuğun etkileri de görülür. İbn Sina'nın sisteminin temelini, vacibü'l-vücud (Tanrı'nın varlığının zorunluluğu) kavramı oluşturur; ona göre öz ve varoluş arasındaki ayrım yalnızca Tanrı'da ortadan kalkar. İbn Sina, evrenin yaratılışını, Tanrı'nın kendi kendini bilmesinden doğan birinci ustan (akl-ı evvel) inayet ve feyz yoluyla art arda türeyen 10 us ile ilk dokuz usun kendi kendini düşünmesinin ortaya çıkardığı gök katlarının (felek) oluşturduğu bir sudur (türüm) zinciriyle açıklar. Onuncu ya da etkin us (akl-ı faal) ise insanın yaşadığı dünyayı, oluş ve bozuluş (kevn ve fesad) dünyasını ortaya çıkarır.

Gene Hemedan'da yazımına başlanan el-Kanun fi't-Tıb ise hem Doğu hem de Batı tıp tarihinde benzeri olmayan çok ünlü bir kitaptır. Bu yapıt, büyük ölçüde Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış Yunan hekimlerinin bulguları ile Arapça kaynaklara ve İbn Sina'nın kendi deneyimlerine dayanan sistematik bir ansiklopedidir.

Hemedan'da bulunduğu süre boyunca gündüzleri sarayda hem hekim hem de yönetici olarak çalışan İbn Sina, neredeyse her gece öğrencileriyle birlikte yapıtlarını kaleme almakla uğraşıyor, felsefi ve bilimsel tartışmalar yürütüyordu. Fiziksel güçlülüğü de olağanüstü bir çalışma programını uygulayabilmesine olanak veriyordu. 1022'de Şemsü'd-Devle'nin ölmesi üzerine gizlice Isfahan hükümdarıyla yazışması bir süre hapse atılmasına yol açtı. Sonunda kaçmayı başararak çevresinde küçük bir grupla birlikte İsfahan'a gitti. Orada yaşamının son 14 yılını görece dingin bir ortamda geçirdi. Hükümdar Alaü'd-Devle'den ve saray çevresinden büyük saygı gördü.

Hemedan'da başladığı iki büyük yapıtını İsfahan'da tamamladı, 200'e yakın bilimsel incelemesinin çoğunu burada yazdı. Kita-bu'n-Necât adıyla Kitabü'ş-Şifa'nm yetkin bir özetini kaleme aldı. Bu kitabın bir bölümünü Alaü'd-Devle'ye eşlik etmek zorunda kaldığı seferler sırasında savaş alanında yazdı. Son büyük felsefe yapıtı Kitabu'l-İşarat ve't-Tenbihat ise İbn Sina'nın görüşlerinin en "kişisel" anlatımını içeriyordu. Bu yapıtında düşünür, imanın başlangıcından Tanrı'nın doğrudan ve kesintisiz müşahade-sine varıncaya değin mutasavvıfın manevi yolculuğunu dile getiriyordu. İsfahan'da bir Arapça bilgininin onu dilbilgisindeki yetersizliği dolayısıyla eleştirmesi üzerine üç yıl çalışarak yazdığı Lisanü'l-Arab müsvedde olarak kaldı. Alaü'd-Devle'ye eşlik ettiği bir sefer sırasında hastalandı, kendi kendini tedavi etmeye çalıştıysa da bağırsaklarındaki kolik sancılarından ve aşın bitkinlikten öldü.

Aristoteleşçi İslam bilginlerinin en büyük ustası olan İbn Sina, aynı zamanda yaşamının sonlarına doğru bir "Doğu felsefesi" (el-Hikmetü'1-Meşrikiye) geliştirmeye çalıştı. Bu amaca yönelik yapıtlarının çoğu bugüne ulaşmamışsa da öteki yapıtlarından bazılarındaki bilgiler izlediği yolu göstermek için yeterlidir. İslam felsefesinin daha sonra özellikle İran'da ve Doğu'nun öteki İslam topraklarında yöneleceği mistik teosofi yolundaki ilk adımı İbn Sina atmıştır.

Endülüslü filozof İbn Rüşd'ü izleyenlerin oluşturduğu gibi bir "Latin İbn Sina okulu" dpğmadıysa da düşünürün Batı' da önemlj' etkisi oldu. Kitabü'ş-Şifa' nın bir bölümü 12. yüzyılda Latinceye çevrildi. El-Kanun fi't-Tıb'm da eksiksiz çevirisi aynı yüzyılda gerçekleşti. Bu ve başka çeviriler İbn Sina'nın görüşlerini Batı' nın her köşesine yaydı. Onun düşüncesi, Aziz Augustinus'un görüşleriyle iç içe geçerek başta Fransisken okulları olmak üzere ortaçağ skolastik düşüncesinin temellerinden birini oluşturdu. El-Kanun fi't-Tıb birkaç yüzyıl boyunca tıpta tek başvuru kaynağı sayıldı ve ibn Sina ancak Hippokrates ve Galenos'la karşılaştırılabilecek tartışmasız bir saygınlık kazandı. Doğuda tıp, felsefe ve ilahiyat alanlarında İbn Sina'nın çağlar boyunca süren ağırlığı İslam düşüncesinde bugün de canlılığını korumaktadır.

Aksamu'l-Ulumi'l-Akliyye, Risale fi'l-Hudud, İsbatu'n-Nubavve, Risale fi'l-Kader, el-Ahlak, Kitob fi's-Siyaset, Risale fi'l-Âşk, Hayy ibn Yakzan, Kitabu'l-İnsaf, el-Ahd, el-İsaretu ila Ilmi'l-Mantık, el-Hidaye, Makale fi'n-Nefs İbni Sina´nın diğer eserleridir.